Ergenlik ve Öfke

Ergenlik, hepimizin bir zamanlar geçtiği, ortalama 11-13 yaşları arasında başlayan ve 19-21 yaşlarına kadar sürebilen çocukluktan yetişkinliğe geçiş evresidir. Bu yaşlar kişiden kişiye, toplumdan topluma ve birçok diğer etkene göre değişebilir. Ergenliğe olan genel bakış açısına göre “fırtınalı” geçen bu dönemde aslında ergende ortaya çıkan yeni davranışların birçok sebebi vardır. Bu sebeplerin ortaya çıkış nedenlerinden biri, zihnin, fiziksel değişim hızını yakalayamamasıdır.

Ergenlikte bedensel büyüme çok yüksek bir hızda devam ederken bir yandan da duygu ve dürtülerimiz bir patlama gösterir ancak zihnimiz bu gelişimlerle aynı hızla gelişmediğinden bu değişimlere ayak uyduramaz ve nasıl baş edeceğini bilemez. İnsan gelişiminde en önemli ve büyük değişimlerin görüldüğü iki dönem vardır. Bunlardan ilki 0-3 yaş arası, ikincisi ise ergenlik dönemidir.

Ergenliğe girişte başrol oynayan hormonlar, kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen ve erkeklik hormonu olarak bilinen androjen hormonlarıdır. Aslında bu hormonların ikisi de hepimizde bulunur, fakat seviyeleri kişiden kişiye değişir ve cinsiyet oluşumunda başta gelirler.

Üreyebilme yaşlarına geldiğimizde, yani ergenliğe girdiğimizde, bu hormonların salınımı artar ve vücudumuzda değişikliklere sebep olmaya başlar. Kendinde oluşmaya başlayan bu değişiklikleri farkına varmaya başlayan ergen ise doğal olarak afallar. Kendini bir yetişkin olarak görmeye başlar ama bir yetişkin değildir. Aslına bakarsanız, bir çocuğun ailesine en çok ihtiyaç duyduğu dönemlerden biridir ergenlik, çünkü psikolojik değişimler ve kendini tanıma çabası üst düzeylere ulaşmıştır ve ailesinin desteğine ihtiyaç duymaktadır, ancak bir ergeni çok nadir olarak bu ihtiyacının farkındayken veya ihtiyacını itiraf ederken bulabilirsiniz.

Peki o zaman ailelerin tutumu nasıl olmalıdır? Ailelerin yapabileceği en önemli şey, çocuklarını tanımak ve çocuklarıyla düzgün bir iletişim içinde olabilmektir. Ancak bu tanışıklığı ve iletişimi sağlamak, ergenlik döneminde başlayamaz. Daha çocukluktan güvenli bir ilişki ve bağlılık sağlanmış olmalıdır ki yetişkinliğe geçiş evresinde de ergenler ailelerine güvenebilsinler. Fakat bu demek değildir ki küçükken düzgün bir iletişim kurma şansını kaçırdınız, ergenliğe giren çocuğunuz sizden uzaklaşıp gidecek. Ergenlikte bu şansı tekrar yakalayabilirsiniz. Ergenlikte çocuğun duygusal gelgitleri ön planda fakat bunlarla baş edebilme yetisi geri kalmış olduğundan bu şiddetli gelgitlerle baş etmede aile, bu değişimlere ve beraberinde gelen gelgitlere hazırlıklı ve hoşgörülü olmalı, usandırmayan derecede ilgi göstermeli, etkin ve sabırlı bir şekilde dinlemeli ve en önemlisi olarak koşulsuz sevgi ve saygı göstermelidir.

Ergenlerde, öfke sıkça görülen durumlardan biridir. Bu öfkenin başlıca kaynağı, kendi içlerinde yaşadıkları çatışmalardır. Ergenler bağımsızlıklarını kazanmak isterler, fakat aynı zamanda da hala ailelerine hem duygusal olarak hem de hayatta kalma ihtiyaçlarını karşılamak açısından ihtiyaç duymaya devam etmektedirler. Özgür olmak ve bağımsız hareket etmek isteyen ergenler, ailelerinden tepki alıp izin alamayınca ailelerini sınırlandırıcı ve kısıtlayıcı bir etken olarak görürler. Diğer taraftan, eğer aile çocuğunu çok başıboş bırakır, yaptıklarıyla ilgilenmez ve her şeye izin verirse de çocuğun ilgi görme ve bağlılık ihtiyacı karşılanamaz ve buna öfkelenir. Yani kendi içinde bağımsızlık ve bağlılık ihtiyaçları çatışması yaşayan ergen, bu çatışmanın sonuçlarını ailesine ve çevresine öfke ve kızgınlık olarak yansıtır.

Her iki durumda da sonuç öfke olacaktır.

“Ergenim, haklıyım; bana bulaşmayın.” Bu sözlerin sebebi demek ki neymiş: Vücuttaki hormonların değişimi. Yani sizi şu an anlamıyorlarsa bilin ki onların elinde değil. Zamanla geçer, sağduyulu olmakta fayda var.

EMRE ÇİĞDEM

16.07.2013

Yorum yapın