Zorlu Geçen Hafta

Öğrencilerinin sınavlarının başarılı geçmesi için çok çalıştığını, yorulduğunu ve büyük fedakarlıklar yaptığını iddia eden çoğu eğitim kurumunun çuvalladığı bir sınav haftasından geçtik.

Gerçekleri görmeyip büyük vaatlerle yola çıkan ailelerin parasını “eğitim” adı altında ceplerine koyan eğitim patronları ancak bir iki öğrencinin başarısını billboardlara ve gazetelere taşıyarak başarılı olduklarını iddia edebilirler.

“Bireysel başarıları” kitlesel başarıymış gibi insanların gözüne sokmaya çalışırlar… Öğrencinin parasını alıp öğretmenin parasını kesip, başta söylediğini gerçekleştirmeyip, huzursuz ve mutsuz bir ortamda başarılı olmayı beklerler.

Bunun yanında kafası maaşını alıp alamayacağı ile dolu dershane öğretmenlerinden fedakarlık beklerler. Öğretmenin hakkı olan tazminatı vermemek için bin dereden su getirirler. Bunları alkışlayan emekliliği çoktan geçmiş, “eğitim camiasının virüsleri” diye tabir edilen müdürler, eğitimcisini işe alırken yüzüne güler onu göndermek gerektiğini düşündüğünde binbir türlü iş çevirirler. Huzursuz ortamda çalışan dershane ve kolej öğretmenleri ne kadar başarılı olabilirler?

***

Sınava genel anlamıyla bakarsak görünen tablo net olarak şudur ki; Türkçe ve Matematikten öğretmenler “standart eğitim” ile kandırılıyor. Bu sene ortaya çıktı.

İyi öğrenilmeyen bilgiden medet umulması gerçeklere aykırı. Konuyu bilmeyen öğrencinin test motoru olmasını istemenin amacı nedir? Burada sorulması gereken soru şu olmalı; kendi çıkarlarınızı bir adım geri çekerek biraz vicdanınıza yatırım yapamaz mısınız?

Öğrencilere gereken ilgi veriliyor mu? Burada söz konusu olan yıl içinde odalarında saatlerce lak lak yaparak mesai saatini geçiştirmeye çalışan rehber hocaları değil. Rehber hocaları ile gurur duyan dershane sahipleri bu öğrencilerin başarılarını düşünüyor mu? Bu nedenle timsah göz yaşlarını dökmeyi bırakın.

Bir çoğunuzun duygusal bir boşluk dahi yaşamadıkları aşikar. Eğitim işi deneme kitapçığını nasıl kodlayacaklarını tarif etmek ya da o kitapçıkları öğrencinin önüne lütfedip koymak değildir.

***

Hayal kırıklığını 18-19 yaşında tatmaya başlayan gençlerimiz geleceğe dair endişelerini artırarak üniversiteye başlıyorlar. Oysaki eğitimciler öğrencileri daha önceden uyarmalı ve onların bilgilerini artırırken endişelerini azaltmalıdırlar.

Doğru çalışma yöntemlerini belirlemek ve bunları gençlerin önüne seçenek olarak sunmak zor değildir, herkes elini cebinden çıkarıp biraz da vicdanına koysun.

Sınavlar hep olacak.

Çalışanlar hem sınavlarda hem de hayatta başarılar kazanacak.

Doğru çalışma yöntemlerine sahip fertler yetiştirirsek onlar gelecekte de başarılı olacak. Şimdi herkesin kendini gözden geçirme vakti.

Eğitimciler, eğitimci olduğunu iddia edenler, değerli öğretmenler…

Bu haftaki yazım sizler içindi.

Eğitimi kendisi için yol seçmiş, fedakar eğitimciler lütfen üstünüze alınmayın. Sizlere denilecek tek şey; Eğitimin yürekli neferleri olduğunuzdur.

Sevgilerle…

EMRE ÇİĞDEM

18.06.2013

Yorum yapın